3-4 Yaş/ 4

Standart

İzliyor oğlum bizi

Çünkü bizim dünyamıza hazırlıyor kendini.

Bilerek ve bilmeyerek!

Ama ben tam tersini istiyorum bazen.

Yanlış olsa dahi,

Düşünmesin istiyorum.

“Ben” azalınca aşk oluyor!

O zaman aşk, can buluyor.

*

Bizim dünyamızda değil

Senin dünyanda var bu!

Kalp kırmadan sevmek, sevilmek.

Kırılsan dahi bunu bir sonraki dakikaya taşımadan yaşamak.

Korkuları biriktirmeden yola devam etmek

Senin dünyanda var,

Senin dünyanda mümkün.

*

Bakma bizim dünyamızda bunlara

“Önlem almak”

Dediklerine,

“Ders çıkartmak” dediklerine.

Ders alan, önlem alan bunlardan bir şey anlayan bizsek

Neden

Halen ve devamlı hata yapıyoruz?

Ne dersler almışız, ne önlemler.

Devamlı hata yapıyoruz.

Yok öğrenilecek bir ders,

Yok sorunların çözümü.

Korkularımızı taşıyoruz sırtımızda.

Korktukça yükleniyor, yüklendikçe daha da korkuyoruz.

Senin dünyanın sevgisine uzaklaşıyoruz büyüdükçe.

*

Bakma sen bize!

Senin dünyandaki sevgi sana bitmeyen enerjini veren.

Ona sarıl yaşlanmadan.

Yaşlılık senle tanışmaya fırsat bulamayacak,

Genç kalacaksın!

Anladıkça ve kabul ettikçe.

Sevdikçe ve affettikçe.

Reklamlar

3-4 Yaş/ 3

Standart

Biliyor musun sana çok kızdığım zamanlar oldu.

Anneni üzdüğün için,

Yaptıklarınla…

O’nu ne yapacağını bilemediği dev karmaşaların içine soktuğun o anlarda,

Okumaya devam edin

3-4 Yaş/2

Standart

Başka ülkelerde, başka kültürlerle yaşayıp başka diller öğrenmek, onlar kadar Türkiye’yi ülkede yaygın kültürü ve Türkçeyi, ardında taşıdığı dünya anlayışını da çok düşünmeme sebep oldu.

‘Can’ dediğimiz sözcük mesela…

Okumaya devam edin

3-4 Yaş /1

Standart

Nasıl geçmiş zaman

Takvimler olmasa anlayamayacak kadar çok galiba.

Biz yetişkinlerin takvimleri var.

Zaman dediğimiz şeye inandığımız için.

Senin hayatı zamansız sevinçle, sevgiyle ölçtüğün gibi değil ama.
Okumaya devam edin

Fabrica Das Batatas

Standart

“Daha az iş daha çok ailem!” Oğlumun doğumundan itibaren her adımımı buna göre atıyorum. Brezilya’ya taşınmak da dahil hayatımı böyle şekillendiriyorum. Aynı yolda bir adım daha attım; foodbike! Aileme daha çok zaman ayırabilmek için paradan ve ticaretten hiç anlamayan ben kendi küçük işimi kurdum. Bu güzel bisiklet üzerinde düğün, parti vb organizasyonlarda kızarmış patates satmaya başladım. Marka, burada zaten başarıyı yakalamış güzel bir aabinin markası. Bana güveni ve desteği sayesinde markanın bisiklet şubesini açmış oldum. Plan her gün çalışmak yerine sadece günü, saati belirli organizasyonlara çalışarak sade bir hayatı idame ettirecek kadar kazanıp ailemle bu cennet mekanın tadını çıkarmak. İlk işimiz iki günlük bir parti organizasyonu oldu. Eksiklerimiz var ama çok iyi başladık, umarım böyle devam eder. Trip Advisor dan Fabrica Das Batatas markamıza desteklerinizi beklerim

2-3 Yaş /12

Standart

Gecenin bir yarısı, uykumun ortasında uyandım.

Tam uyanmak da değil, bir anlık bir şey

Dünyadaki tek ve en öncelikli şey o an; tekrar uykuya dalmak.

Ama nefes almaya zorlanıyorum

İki küçük kol, arkamdan doğru sıkıyor boğazımı!

Ensemde o minik nefes, saçlarıma vuruyor.

Babaya yapışırcasına sarılarak uyuyor Turquinho

Her gece…

*

20 gün birlikte, baş başa yaşadık Sao Paulo’da.

Evden, anneden uzaklarda.

Akrabalar devamlı bir aktivite düzenleyip bizi hoş tutmaya çalıştılar

Fakat Turquinho’nun bütün ihtiyaçlarına koşan ben oldum.

“Ben yapmazsam onlar destek olur” bunu bilmek de çok güzel

Ama ben yaptım.

Çünkü amacım, peşinden koştuğum şey buydu.

Her ihtiyacı için, o küçük gözlerin önce beni araması,

Sadece bakışlarla beni çağırması.

6-7 aylık iş döneminde azaldığını hissettiğim

Mantıksızca ama yoğun duygusallıkla sonsuza kadar kaybetmekten korktuğum bağı tekrar kurmak…

Muvaffak da oldum.

Fazlasıyla hem de.

Bir kere daha öğrendim; yapmak bilmektir,

Yapmak karşındakini anlamaktır.

*

Direkt en sevdiğin tatlının tadı kadar tatlı da değil

Bir kere daha öğrendim;

Doğa Ana’dan başla biz insanların, bütün canlıların yaşadığı o şey

Bebeğine, çocuğuna veren, düşünen, çaba harcayan

Aldığı sevgi kadar bebeğinin hiddetini de kendi üzerine çekiyor!

Bu 20 gün boyunca Turquinho’nun kızıp en çok bağırdığı kişi de yine ben oldum.

En uyuz olduğu, en çok karşı geldiği de ben…

Eh bu da sevginin bir parçası.

Ne iyi, ne kötü

Sıfatsız, yorumsuz bu bütünün bir parçası.

*

Artık -eskisi gibi- beni sevdiğini çok daha fazla söylüyor olması

Artık çok daha fazla oyun istemesi

Beni daha çok güldürmeye çalışması,

Birlikte gezmek, birlikte yemek, birlikte olmak istemesi…

*

Ve

Hava limanına vardığımızda işleri hızlıca halledip

Oturup

20 günlük ayrılığın ardında bebeğimin anneye kavuştuğu o an’ı film gibi keyifle izlemek…

 

2-3 Yaş /11

Standart

Bizim ırkımız insanoğlu

Hep sormuş

Her yüzyılda sormuş

Ben de sordum

“Hayatın Anlamı”

Sen de muhtemelen soracaksın bir gün.

Sorup düşüneceksin kendi kendine.

Ortada bir yığın masal var.

Babanın yaşadığı hayat işleyişin çarklarından birinin nasıl döndüğünü gösterdi ona;

*

Rahat rahat yürüyebildiğinden beri izlemeyi, 

Her gördükçe düşünüp büyülenmeyi çok sevdim;

Sen ve bütün çocukların

Ellerinde bir şeyler, döke döke yemeleri!

Ekmek parçası, kek, meyve ne olursa

Devamlı ortalığa kırıntı yaymaları.

Çocuğun peşinde evi süpürürken büyülenmiyor da insan

Düşününce 

Nasıl bir doğa harikasıdır bu!

Doğanın, bizim varlığımızı devamlı diğerleriyle paylaşmak üzerine kurması. 

Onların döktükleri kırıntıların karıncalar ve bildiğim bilmediğim birçok canlının yemeği olması.

Aynı şeyin aslında 

-farkında olsak da olmasak da-

Biz büyükler ve bütün canlılar için geçerli olmasındaki o büyüleyici güzellik.

Dahası bunun, kendi içinde, uzun ve güzel bir ömrün sırrını da taşıması.

Paylaşmak, vermek.

*

Bir bilim insanının değilde benim gibi sıradan bir adamın bildiği kadar

Bitki örtüsü mesela. 

Bildiğimiz eski canlılar dinozorlardan bize kadar bütün canlılara bu gezegeni daha yaşanılır kılmış.

Bu gezegen, dinozorların ardından kendine resmen reset atmış, 

Kapatıp açmak gibi üzerindeki her şeyi silip tekrar sıfırdan başlamış. 

Bitki örtüsü tekrar var olmuş ve gezegenin yeni yaşamında yerini almış. 

Özellikle son birkaç yüzyıldır yaptığımız yeşil katliamına rağmen halen var kalabiliyorlar. 

Hep var olabilmişler. 

Bizim türümüzün de er yada geç başına geleceği gibi 

Çok canlı türü yokmuş bu esnalarda.

Ama bitkiler öyle yada böyle her zaman var kalmayı başarmışlar. 

*

Bu uzun ömrün en önemli sebebi vermek bence. 

Bizle kıyasla onca kısıtlı hareket kabiliyetine rağmen 

Bütün yaşamları eko-sisteme, bize, hayvanlara, böceklere, bütün canlılara hayat vermeye yarıyor.

Var olabilmek, var kalabilmek için bütün canlıların ihtiyaç duyduğu her şeyi devamlı ve sadece vermeleri.

Verdikçede daha çok yaşamaları.

Farklı bir noktadan bakıp bunun ne kadar üstün bir farkındalık olarak da görebilirsin.

Bu kainatın sistemi çünkü. 

Bitki örtüsüne özel bir şey değil;

Var olmak, veriyor olmak demek.

Verdikçe de var kalmak…

*

Dedim ya 

-farkında olsak da olmasak da-

Biz de öyleyiz. 

Bu sistemin içindeyiz.

Vücudumuz canlıyken ayrı öldüğümüzde ayrı bir sürü canlı yiyecek ya da başka türlü bir kaynak oluyor.

Para kazanıp harcarken yine diğer insanlara ayrı ayrı kaynak yaratıyoruz. 

İhtiyacımızdan fazlasını elde etsek o fazla kısım bin türlü sebeple elimizden akıp gidiveriyor. 

Veya bize bir şeyler oluyor ve elimizdekiler başkalarına akıp gidiyor. 

Yapıp yapabileceğin, elde edip edebileceğin, tüketebileceğin doğanın matematiği ile belirli ve hep çevrendekilere faydalı.

*

Anne-baba olmaya karar vermek

Yada olmak 

Bu farkındalığa ileri seviye imza atmak gibi. 

Vermeyi 

Yani Sevmeyi

En ön plana almak. 

Aynı zamanda görmekte zorlandığımız bu büyük işleyişe daha çok adapte olmak. 

O “iç huzur”

Hepimizin yapıp yaşamasına rağmen anlatmakta, sözlere dökmekte zorlandığı 

O eşsiz his 

İşte bu attığımız imzada. 

Sevmek,

Daha çok vermek…