1-2 Yaş /40

Standart

Turquinho ne yapıyorsa tatmin olacak kadar yapmış.

Bir an duruyor.

Küçücük iki kolunu ileri geri sallıyor. “Şimdi ne yapsam” hareketi bu. Gözleri yeni bir oyun arıyor.

O ara tabure çıkıyor karşısına. Hemen yanaşıyor. Önce göbeği dayayıp taburenin üstüne yatıyor. Bütün ağırlığını verip iki eliyle taburenin iki tarafınndan tutup

-sanki tahta tabure yere sabitlenmiş gibi-

Var gücüyle asılıyor.

Tabureyi mi aşağı çekiyor yoksa kendini mi yukarı çekiyor tam anlayamıyorum.

Sonra ayaklar yerden kesiliyor.

Vücut yükseliyor, taburenin üstüne çıkmaya başlıyor.

Film sahneleri gibi;

Bir noktaya bakan karakter bir hesap yaparken nasıl ekranda silik grili beyazlı rakamlar, formüller uçuşur,

İnsan pür dikkat bebeğe ve tabureye, bütün fizik hissiyle, bakıyor.

Bakıyor ve karar veriyor; ÇOCUK DÜŞECEK!

“Olduğu yerden sırt üstü tabureyle birlikte geriye doğru düşecek.

Düştüğünde ise yere, yerdeki fayansa kafasını hızla çarpacak!”

İşte tam o an,

Annenin -ve diğerlerinin- turquinho’ya seslendi an oluyor:

“Oğlum düşeceksin!”

*

Oğlumun böyle “HAYIR” lı bir dünya içine girmesini istemezdim.

“Hayır, yapamazsın, edemezsin, yapma, olmaz…”

Kendisini incitebileceği şeylere yeltendiği zamanlarda ona “yapmaması getektiğini” söylerken ne söyleyeceğime hep dikkat ettim.

Özellikle 15. aydan şimdiye, 21 aylık olduğu evrede yani yürüdüğü, koştuğu evrede bu konu daha da önemli olmaya başladı.

Bunu yaparken iki şeyi ölçü aldım;

Bir: Olması muhtemel incinmenin ne olacağını hem düşünmedim hem de söylemedim.

İki: “Hayır” sözcüğünü kullanmadım. “Yapma, yapamazsın, olmaz” demedim.

*

Turquinho’nun tabureye çıkmaya karar verdiği andan itibaren gördüklerim annenin gördükleriyle aynı.

Denge gözetmediği için düşeceğini öngörmem aynı.

Düştüğünde olacaklarla ilgili tahminlerim de aynı.

Ama biliyorum; hiçbir olayın sonucunun %100 ne olacağını kimse bilez. Çünkü kimse geleceği göremez.

Yani turquinho’nun tabureyle birlikte geri ‘yuvarlanma’ ihtimali %50 ise ‘yuvarlanmama’ ihtimali de %50.

Bu noktada ‘düşeceğine’ değil ‘düşmeyeceğine’ inanmayı seçiyorum.

Çünkü oğluma güveniyorum.

Hiç “oğlum düşeceksin” demedim ona.

“Şimdi düşeceksin, şimdi kıracaksın…”

Düşününce 20 aylık bebeğin zaten yaptığı her hareket riskli.

Devamlı sınırlarını zorluyor.

Çünkü böyle yapmaya programlanmış olarak doğuyor.

Denedikçe, zorladıkça da gelişiyor, kendini keşfediyor.

Onun her hareketinde “yok kıracaksın, yok düşeceksin, yok yırtacaksın…” diye uyarırsam yapmayı, kendisini keşfetme çabasını “tehlikeli bir şey” olarak algılamasından çok korkarım.

Gelecekte düşündüğünü söyleyemeyen, yapmak isteyip yapmaktan korkan biri olmasına sebep olmanın üzüntüsünü yaşamaktan korkarım.

Dahası buna hiç hakkım yok.

*

İki: Hayır sözcüğünü kullanmadım. “Yapma, yapamazsın, olmaz” demedim.

Elimden geldiğince hiçbir şey söylememeye çalıştım.

Çabasını, dikkatini bozmadım.

Eğer düşeceği zemin oyun alanları gibi, yastık, koltuk gibi yumuşak bir zeminse yaptığı şeyi yapmasına ve düşmesine izin verdim.

Çünkü en iyi böyle öğrenebilir.

Ama düşeceği, çarpacağı zemin sert ve tehlikeliyse çaktırmadan yaklaştım. Elimi, onun arkasında, düşme ihtimali olan tarafta tuttum. Eğer düşerse yakalamak için yakın ve hazır durdum.

Dolayısıyla bu tehlikeli hareketi yaparken hiç müdahale eden söz duymadı, hiç engelleme hissetmedi. Ama -bilmese dahi- güvendeydi

İllaki bir şey diyeceksem, ’emir eden’ yada ‘korkutan’ değil ‘tavsiye hissettirecek’ bir ses tonuyla’ “yavaaaş” diye seslendim.

O da benim bu yavaş diye seslenişimi aynen ima ettiğim gibi algıladı. Tabureye tırmanmak, sandalyenin üstünde ayağa kalkmak, ıslak zeminde yürümek vs gibi şeyleri yaparken yavaş dediğimde durmadı, yaptığı şeyi yapmaya devam etti ama daha yavaş daha dikkatli yapar oldu.

*

Turquinho 1 yaşındayken Brezilya’ya geldik. Dedesinin, büyük teyzelerin, dayısının ve kuzeninin olduğu Sao Paulo şehrine.

Üç ay burada kaldık.

13.aydan itibaren bir yerlere tutunmadan yürümeye başladı. Sonra daha hızlı yürümeye başladı.

Artık istediği her yere istediği zaman gidebildiğinden istediği şeylere uzanmaya, alıp oynamaya başladı. Çatal, bıçak, tv kumandası, kitaplar vs.

Dolayısıyla hareketlerine, yaptıklarına -hem destekleyen hem köstekleyen türde- daha çok müdahale görmeye başladı.

Küçük ve önemsiz olduğu düşünülen, hatta hiç üzerinde düşünülmeyen detaylara dikkat eden her anne-baba gibi ben de çabamda yalnız kalmaya başladım.

Bir kısım dikkat eden, beni anlayan sadece eşim oldu.

Sao Paulo’da bu konuya verilmeyen önemin sonuçlarını turquinho’nun kuzeninde görüyordum.

Birlikte güzel vakit geçiriyorlar, birbirlerini çok seviyorlar.

Ama kuzeni Giovanna 3 yaşında bir kız.

Turquinho’dan büyük.

Keyfi karar veriyor, “hayır bunu yapamazsın, hayır şunu yapma vs…”

Çünkü öyle büyütülmüş.

Yapabilecekleri değil devamlı yapamayacağı şeyler söylenmiş.

Çevresindeki büyükler becerilerine değil yapmaması gerekenlere dikkat çekmiş.

“Hayır”larla, “yapma”larla büyümüş.

Şimdi -haliyle- aynısını turquinho’ya yapıyor.

Birkaç defa şahit oldum böyle turquinho’yu sınırlandırmasına.

Ama hiçbir şey demedim.

Müdahalelerle büyütüldüğü için ona kızıp -tersi yönde olsa dahi- ona müdahale edemezdim.

Zaten çok da olmadı bu.

Sonra yerleşmek üzere yola çıktığımız Bahia’ya geldik.

Üç ay gözlem, ölçme biçmenin ardından planımızın sağlamasını yapıp, artık burada yaşamaya kesin kararımızı verdik.

*

Bu önemli kararın ardından yine Sao Paulo’ya döndük.

Kısa süreli bir ziyaret, yerleşme işlerine kısa bir mola.

Üç ayın ardından herkesi tekrar gördük.

Turquinho da herkesi tekrar gördü.

O herkesi, herkes de onu özlemiş.

Tabi kuzeni Giovanna da…

Yine çok mutlular, oynuyorlar, gülüyorlar vs…

Onları tekrar yan yana görünce daha iyi fark ediyorum; ikisi de çok değişmiş.

Turquinho biraz daha uyumlu ve daha çok konuşuyor.

Giovanna ise çok daha bilinçli ve daha çok iletişim kuruyor.

Birlikte kalmıyoruz ama sıklıkla olduğumuz yere geliyor babasıyla.

Sonra sonra birlikte oynarlarken kuzenden ilk geldiğimiz zaman ki hareketini tekrar duymaya başladım.

“Bunu yapabilirsin, bunu yapamazsın!”

Turquinho’yu yönlendiriyor.

Üstelik bu defa çok daha fazla yapıyor.

Fakat böyle yaptıkça turquinho katıla katıla gülüyor. Kuzen de gülüyor.

Biraz da bunun sayesinde kafamda dolanan ‘gidip kuzenle konuşma’ isteğini bastırıyorum.

*

Daha sonra aynı şey tekrar oldu.

Oturma odasında oturuyorum. Anne de evde dolanıyor.

Kuzenle turquinho mutfakta oynuyorlar.

Kuzen yine turquinho’ya direktiflere başladı.

Öyle az buz da değil

“Bunu yapabilirsin, bunu yapamazsın, bunu yapabilirsin, bunu yapamazsın!”

Hatta şarkı yada tekerleme söyler gibi melodi vari bir tonla sıralıyor emirlerini.

Oturma odasından onları göremiyorum ama kuzenin emir verirken ” bu ve bunu” sözcüklerini kullanmasından turquinho’ya gidemeyeceği yerleri yada dokunamayacağı şeyleri işaret ettiğini düşünüyorum.

Art arda emirlerin ardından yine gülüyorlar.

Ama benim içimde fırtınalar kopuyor.

Daha fazla dayanamadım, kalktım ve mutfağa gittim.

Ses tonuma çok dikkat ederek kuzene konuşmaya başladım.

“Bak Giovanna, o da sen de istediğinizi yapabilirsiniz. Sen onun büyüğüsün. Daha dikkatlisin. O tehlikeli bir şey yaparsa ona değil gel bana söyle.”

Sakin, uyarmayan, bilgilendirme gibi hissetmesi için ses tonuma dikkat ederek konuşuyorum.

O anda eşim geldi.

“Giovanna’ya ne diyorsun?” diye sordu.

Söylediklerimi eşime de söyledim.

Başladı gülmeye.

O gülünce çocuklar da gülmeye başladı.

Dedi ki:

“O turquinho’ya ne yapıp ne yapamayacağını söylemiyor. Babamın (dedenin) taklidini yapıyor;

“Bunu yapamazsın… Bunu yapabilirsin… Bunu yapamazsın… Bunu yapabilirsin…”

Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim.

Hislerimi anlatmanın en iyi yolunu yaptım;

Eğildim,

Giovanna’ya sıkıca sarıldım ve onu öptüm.

Onların ve bütün çocukların,

Ömrümün kalan kısmında,

Yanımda olmalarını ve “hayat” denen bu oyunu bana tekrar ve tekrar

Öğretmelerini diledim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

iPad’imden gönderildi

TBT 2

Standart

Annemi üzüyordu böyle buluşmalar.

Ben hem üzülüyordum hem de kafam karışıyordu. Çünkü annemi ağlarken görmeye de üzülüyordum babamın yanımızda olamayışına da. Böyle ikisi de aynı anda olunca çok fenaydı. En çok hangisine üzüleceğimi şaşırırdım.

Okumaya devam edin

1-2 Yaş /38

Standart

Bu, yeni bir babanın, bütün yeni babalara ve baba adaylarına yüksek sesle, tekrar tekrar okumak istediği bir mektup:
Eğer dostum;

Bebeğinin karnı aç olduğunda onun acı acı ağlayışını dinlemezsen, onun ne yediğini bilemeyeceksin!

Okumaya devam edin

TBT 1

Standart

Blog yazmaya başladığımdan beri instagram kullanıyorum. Yani bir yıldır. Ne burada ne de instagramda anahtar sözcüklerle ilgilenmedim. Hala da çok ilgim yok.

Fakat sonra gördüğüm bir anahtar sözcük ilgimi çekti; #tbt! Sözcük bile değil. Herkes kullanıyor ama tbt #tbt. Sonra severek takip ettiğim bir hesap da tbt girince meraklandım. Bu dünyayı saran kısaltmaları, bir tür eski kafalılıkla sevmeyen ben bakıp öğrendim. O hesap perşembe günü bir tbt fotoğraf paylaşmıştı. Yıllar öncesinden bir fotoğraf. Altınada not “biz de bir zamanlar çocuktuk”.

Hikayemin adı buradan geliyor. Instagramda oğlumla ilişkim hakkında yazılarımı paylaşmaya devam ediyorum. Aynı zamanda “Ben de bir zamanlar çocuktum” diye yola çıkarak buradan -hatırlayabildiğim kadarıyla- babamla benim ilişkimi, yani kendi tbt hikayemi yazacağım.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

 

 

Annem hazırlanın diye seslendi bize.

“Babanızla buluşacağız!”

Heyecandan ölüyorduk. Kardeşimle ben.

Beş aydır babamı görmüyorduk.

Okumaya devam edin

1-2 Yaş /37

Standart

Aktif zamanlarda iki-üç günde bir.

Yavaş zamanlarımda 15 günde bir defa.

Bekarlıktan evliliğe, evlilikten bebeğin gelişine kadar böyleydi.

Sonra yeni baba oldum.

Ve yeni babanın sex hayatı çok değişti.

Okumaya devam edin

1-2 Yaş /36

Standart

Ağzım durmuyor bazen.

Yakalıyorum kendimi.

Adeta çocukların doğasına müdahaleye karşı kendi başıma aktivist oldum.

Çok da eleştiriliyorum bu hassasiyetim yüzünden.

Olsun… Benim destekçim eşim, ölçüm oğlum.

Okumaya devam edin