3-4 Yaş /1

Standart

Nasıl geçmiş zaman

Takvimler olmasa anlayamayacak kadar çok galiba.

Biz yetişkinlerin takvimleri var.

Zaman dediğimiz şeye inandığımız için.

Senin hayatı zamansız sevinçle, sevgiyle ölçtüğün gibi değil ama.

Takvimler daha sevgisiz daha aşksız…

Sadece rakamlar…

İleri giden rakamlar…

İleri sayıyoruz rakamları, ama geri gidiyor gibi de hissediyoruz.

Özellikle belli yaşlardan sonra.

Çünkü bir sona doğru gidiyor.

İçinde sevgi olmayan her şeye bir olumsuzluk yapışır ve peşini bırakmaz ya onun gibi.

Rakamlar belki objektif ama biz değiliz.

Yirmiler bir başka, otuzlar daha başka ve sonra kırklar da ap ayrı bir şey sanırım.

*

Ama yaşadığımız onca şeyi düşününce geçen zaman takvimlerinkinden çok daha uzun gibi geliyor.

Yaşananların arasında bazıları daha akılda kalır şeyler oldu;

Süt emmeye son verişimiz;

Çok üzülmüştüm. Çünkü annen çok üzülmüştü.

İlk bebeklik özelliğindi ellerimin arasından akıp giden.

Yürümeye başlaman;

Bu güzel gezegenin kapılarını aralamıştı sana.

Sonra konuşmaya başlaman;

Hele bu!..

Bendeki etkisini anlatamam.

O zamana dek kendini hareket ve mimiklerinle,

Kalpten doğal ve zekice tepkilerinle ifade ederdin.

Bayılırdım seni görmeye, tavırlarını izleyip anlamaya, anlamlandırmaya çalışmaya.

Onlar bitmedi ama çok azaldı. Yerlerini sözcükler aldı.

Derken şimdi bebek bezi;

Bırakmayı istedin.

Tek başına tuvaletini yapmak istedin.

Arkadaşın Teo gibi

Baban gibi olmak istedin.

Konu sadece bez de değil; anne gibi oturmak da istemiyormuş.

Ayakta işemek istiyormuş.

Böyle daha “cool” (legal) muş.

Şaşırdık önce! Şaşırdık sevindik.

Ama hemen kendimizi ayarladık.

Hazırlanıp isteğini yerine getirmeye başladık.

İlk gün çok zorlandım. 10 çamaşır, şort, t-shirt, pijama vs

Kaç farklı yer yıkadım;

Koltuklat, yatak, banyoda tuvalet çevresi.

Hep sordum:

“Oğlum tuvalet istiyor musun?”

Her saat başı!

“Hayır” dedi hep ama işte…

Ama ertesi gün daha iyi geçti.

Sormadım hiç. Saat başı tuvalete götürdüm.

Çişini, kakasını yaptı hep.

Olmaya başladı sonunda.

Üçüncü gün tamamen bırakmış olduk bezi.

Üçüncü gün bana hiç bir şey söylemedi bile.

Direk gitti banyoya.

Üç günde bez tarihe karıştı.

İki hafta geçti. Artık çamaşırını giymek için bile yardıma ihtiyacı yok.

Bu da akılda kalır önemli anılarımız arasına girdi.

Kolay değildi ama halloldu.

*

Günün gereklerine takılıp fark etmemiştim,

Sonra dank etti kafama;

Bu sondu…

Son bebeklik özelliği de uçup gitmişti.

Bu da akılda kalan anılarımız arasına girdi.

Eylül 15…

Oğlumun üçüncü yaşı böyle geldi.

Takvimlerimizin sürüklediği yere gidiyoruz beraber.

Üç yıldır,

Komik şeylere gülüşlerimiz

Sarılıp öptüğümüzde kollarımız, yüreğimiz beraber.

Kıvırcık saçlarıyla saçlarım,

Birbirimize bakan gözlerimiz beraber.

Üç yıldır…

Reklamlar

Fabrica Das Batatas

Standart

“Daha az iş daha çok ailem!” Oğlumun doğumundan itibaren her adımımı buna göre atıyorum. Brezilya’ya taşınmak da dahil hayatımı böyle şekillendiriyorum. Aynı yolda bir adım daha attım; foodbike! Aileme daha çok zaman ayırabilmek için paradan ve ticaretten hiç anlamayan ben kendi küçük işimi kurdum. Bu güzel bisiklet üzerinde düğün, parti vb organizasyonlarda kızarmış patates satmaya başladım. Marka, burada zaten başarıyı yakalamış güzel bir aabinin markası. Bana güveni ve desteği sayesinde markanın bisiklet şubesini açmış oldum. Plan her gün çalışmak yerine sadece günü, saati belirli organizasyonlara çalışarak sade bir hayatı idame ettirecek kadar kazanıp ailemle bu cennet mekanın tadını çıkarmak. İlk işimiz iki günlük bir parti organizasyonu oldu. Eksiklerimiz var ama çok iyi başladık, umarım böyle devam eder. Trip Advisor dan Fabrica Das Batatas markamıza desteklerinizi beklerim

2-3 Yaş /12

Standart

Gecenin bir yarısı, uykumun ortasında uyandım.

Tam uyanmak da değil, bir anlık bir şey

Dünyadaki tek ve en öncelikli şey o an; tekrar uykuya dalmak.

Ama nefes almaya zorlanıyorum

İki küçük kol, arkamdan doğru sıkıyor boğazımı!

Ensemde o minik nefes, saçlarıma vuruyor.

Babaya yapışırcasına sarılarak uyuyor Turquinho

Her gece…

*

20 gün birlikte, baş başa yaşadık Sao Paulo’da.

Evden, anneden uzaklarda.

Akrabalar devamlı bir aktivite düzenleyip bizi hoş tutmaya çalıştılar

Fakat Turquinho’nun bütün ihtiyaçlarına koşan ben oldum.

“Ben yapmazsam onlar destek olur” bunu bilmek de çok güzel

Ama ben yaptım.

Çünkü amacım, peşinden koştuğum şey buydu.

Her ihtiyacı için, o küçük gözlerin önce beni araması,

Sadece bakışlarla beni çağırması.

6-7 aylık iş döneminde azaldığını hissettiğim

Mantıksızca ama yoğun duygusallıkla sonsuza kadar kaybetmekten korktuğum bağı tekrar kurmak…

Muvaffak da oldum.

Fazlasıyla hem de.

Bir kere daha öğrendim; yapmak bilmektir,

Yapmak karşındakini anlamaktır.

*

Direkt en sevdiğin tatlının tadı kadar tatlı da değil

Bir kere daha öğrendim;

Doğa Ana’dan başla biz insanların, bütün canlıların yaşadığı o şey

Bebeğine, çocuğuna veren, düşünen, çaba harcayan

Aldığı sevgi kadar bebeğinin hiddetini de kendi üzerine çekiyor!

Bu 20 gün boyunca Turquinho’nun kızıp en çok bağırdığı kişi de yine ben oldum.

En uyuz olduğu, en çok karşı geldiği de ben…

Eh bu da sevginin bir parçası.

Ne iyi, ne kötü

Sıfatsız, yorumsuz bu bütünün bir parçası.

*

Artık -eskisi gibi- beni sevdiğini çok daha fazla söylüyor olması

Artık çok daha fazla oyun istemesi

Beni daha çok güldürmeye çalışması,

Birlikte gezmek, birlikte yemek, birlikte olmak istemesi…

*

Ve

Hava limanına vardığımızda işleri hızlıca halledip

Oturup

20 günlük ayrılığın ardında bebeğimin anneye kavuştuğu o an’ı film gibi keyifle izlemek…

 

2-3 Yaş /11

Standart

Bizim ırkımız insanoğlu

Hep sormuş

Her yüzyılda sormuş

Ben de sordum

“Hayatın Anlamı”

Sen de muhtemelen soracaksın bir gün.

Sorup düşüneceksin kendi kendine.

Ortada bir yığın masal var.

Babanın yaşadığı hayat işleyişin çarklarından birinin nasıl döndüğünü gösterdi ona;

*

Rahat rahat yürüyebildiğinden beri izlemeyi, 

Her gördükçe düşünüp büyülenmeyi çok sevdim;

Sen ve bütün çocukların

Ellerinde bir şeyler, döke döke yemeleri!

Ekmek parçası, kek, meyve ne olursa

Devamlı ortalığa kırıntı yaymaları.

Çocuğun peşinde evi süpürürken büyülenmiyor da insan

Düşününce 

Nasıl bir doğa harikasıdır bu!

Doğanın, bizim varlığımızı devamlı diğerleriyle paylaşmak üzerine kurması. 

Onların döktükleri kırıntıların karıncalar ve bildiğim bilmediğim birçok canlının yemeği olması.

Aynı şeyin aslında 

-farkında olsak da olmasak da-

Biz büyükler ve bütün canlılar için geçerli olmasındaki o büyüleyici güzellik.

Dahası bunun, kendi içinde, uzun ve güzel bir ömrün sırrını da taşıması.

Paylaşmak, vermek.

*

Bir bilim insanının değilde benim gibi sıradan bir adamın bildiği kadar

Bitki örtüsü mesela. 

Bildiğimiz eski canlılar dinozorlardan bize kadar bütün canlılara bu gezegeni daha yaşanılır kılmış.

Bu gezegen, dinozorların ardından kendine resmen reset atmış, 

Kapatıp açmak gibi üzerindeki her şeyi silip tekrar sıfırdan başlamış. 

Bitki örtüsü tekrar var olmuş ve gezegenin yeni yaşamında yerini almış. 

Özellikle son birkaç yüzyıldır yaptığımız yeşil katliamına rağmen halen var kalabiliyorlar. 

Hep var olabilmişler. 

Bizim türümüzün de er yada geç başına geleceği gibi 

Çok canlı türü yokmuş bu esnalarda.

Ama bitkiler öyle yada böyle her zaman var kalmayı başarmışlar. 

*

Bu uzun ömrün en önemli sebebi vermek bence. 

Bizle kıyasla onca kısıtlı hareket kabiliyetine rağmen 

Bütün yaşamları eko-sisteme, bize, hayvanlara, böceklere, bütün canlılara hayat vermeye yarıyor.

Var olabilmek, var kalabilmek için bütün canlıların ihtiyaç duyduğu her şeyi devamlı ve sadece vermeleri.

Verdikçede daha çok yaşamaları.

Farklı bir noktadan bakıp bunun ne kadar üstün bir farkındalık olarak da görebilirsin.

Bu kainatın sistemi çünkü. 

Bitki örtüsüne özel bir şey değil;

Var olmak, veriyor olmak demek.

Verdikçe de var kalmak…

*

Dedim ya 

-farkında olsak da olmasak da-

Biz de öyleyiz. 

Bu sistemin içindeyiz.

Vücudumuz canlıyken ayrı öldüğümüzde ayrı bir sürü canlı yiyecek ya da başka türlü bir kaynak oluyor.

Para kazanıp harcarken yine diğer insanlara ayrı ayrı kaynak yaratıyoruz. 

İhtiyacımızdan fazlasını elde etsek o fazla kısım bin türlü sebeple elimizden akıp gidiveriyor. 

Veya bize bir şeyler oluyor ve elimizdekiler başkalarına akıp gidiyor. 

Yapıp yapabileceğin, elde edip edebileceğin, tüketebileceğin doğanın matematiği ile belirli ve hep çevrendekilere faydalı.

*

Anne-baba olmaya karar vermek

Yada olmak 

Bu farkındalığa ileri seviye imza atmak gibi. 

Vermeyi 

Yani Sevmeyi

En ön plana almak. 

Aynı zamanda görmekte zorlandığımız bu büyük işleyişe daha çok adapte olmak. 

O “iç huzur”

Hepimizin yapıp yaşamasına rağmen anlatmakta, sözlere dökmekte zorlandığı 

O eşsiz his 

İşte bu attığımız imzada. 

Sevmek,

Daha çok vermek…

2-3 Yaş /10

Standart

“Dur” demem gerekti

Yaşamın her alanına,

Annenin özlemine bile

“Dur” demem gerekti.

Oğlumla başbaşa kalmak için.

*

Yeni ülkede yerleşmek zaman aldı.

Geçici yerlerde kalıp geçici işler yaptım. 

“Daha az iş, daha çok ailem” diye geldik ama başlangıç işte…

“Biraz destek olur” dedik.

Sezondan faydalanıp 6-7 ay çalıştım.

Ekstra para kazandık kazanmasına ama…

Ama bu süreç oğlumla benim aramı açtı.

Dışardan bakan “yok canım” der belki

Ama öyle etkilediki beni

Bütün kalbimle bir fırsat diledim.

Eskisinden bile daha yakın olalım istedim.

*

Sonunda sezon bitti.

Tekrar daha çok birlikte olmaya başladık.

Ama dileğim bunun bile ötesiydi sanki. 

Ve o gün geldi,

Karım “uzun zaman oldu, istersen birlikte Sao Paulo’ya gidin” dedi.

“Hem oradakilerde özledi Turquinho’yu”

*

Tam olarak adını bile koyamadığım dileğim önüme geldi.

Oğlumla başbaşa bir seyehat.

Koskoca üç hafta

Sadece o ve ben. 

Buymuş kalbimden geçirdiğim.

Daha önce iki defa ben olmuştum özleyen.

Bu defa anne olacak. 

Çok zor gelecek ona biliyorum.

Ama buna rağmen “dur” demem gerekti.

Yaşamı durdurup oğlumla yeni şeyler tecrübe etmek, birlikte yapmak

Birlikte bir olmak için.

2-3 Yaş /9

Standart

20’lerine gelmiş belki

Turquinho!

Karşımda duruyor, görüyorum yüzü düşmüş.

Yorgun sanıyorum ilk.

Ama öyle değil!

Olmamış bir şeyler.

Olduramamış…

Kızmış da… Çünkü üzgün.

Büyümüş, böyle dertli dertli karşımda durursa ne yaparım?..

*

Belki ilk anda “İçimdeki Annem” çıkar ortaya;

Sevginin en ağır biçimiyle; hep endişelenerek seven…

Önce “anlat” diyen,

Ben anlatırken bir avukat gibi, bir doktor gibi hiçbir detayı kaçırmamak için pür dikkat dinleyip

Resmin bütününü kafasında oluşturup hemen çözüm düşünen, hep bulan annem.

O korku-endişe sayesinde onca kısıtlı imkana rağmen once şeyi çözen

Babam uzaklardayken bizi daima aynı çatı altında tutan annem…

*

Bir de “İçimdeki Ben” var tabi.

Hep düşünen ben!

Yaşamışlığı, tecrübesi var.

Çözümün, sorunun içinde saklı olduğuna inanarak sorunlara çözüm bulmaya çalışan…

*

Böyle “gelecekten sahneler” kafamda…

Peki neden?

Blog yazmaya başladığımda duyduğum o muhteşem yorumla:

“Keşke benim babam olsan!”

Kalbimin, yaşamın, zamanın saf sevgiyle resmen durduğu o an!

Hediye bana.

Bana ve çabama.

“İnsan ender hissediyor böyle!” dedim ona.

Zihnime kazındı bu şaşkın mutluluk.

O sıkı sıkıya sevgi…

*

Günlerce düşündüm:

“O ara bir yaşında Turquinho’nun babasıyım.

Ve aynı zamanda 20 yaşında bir kız babası” olsam.

Olur mu benden? diye düşündüm.

“Bütün kalbinle ettiğin duaların gerçekleştiği gün olacakları, hissedeceklerini düşünmek gibi tatlı tatlı düşündüm.

Günlerce hem de…

Olsa nasıl olur?

Harika olur!.. Ama üstesinden gelebilir miyim?

Bu yüzden, o zamandan beri bazı bazı düşünürüm Turquinho’nun o yaşlarda hallerini.

20’lerde…

Olup olabilecekleri, yapıp yapabileceklerini…

*

Bir günde 2 yaşdan 20 yaşına sıçrasa fena!

Ama işleyiş gereği adım adım oluyor böyle şeyler.

Yine de biliyorum;

Ben artık bir babayım!

Bütün anne-babalar gibi bebeğimin yaşı değil, verdiğim kararlar beni baba yaptı.

Bana bu yolu açtı.

Bir sürü şeyle beraber bu anlayış,

-Onu hak etmeyi kaybetmedikçe-

Beni

Hem biyolojik hem de duygusal anlamda çok defa birilerine baba yapacak.

Bazen uzaktan bazen yakından,

Bazen bir göz göze gelme kadar kısa, bazen kalpten hiç silinmeyecesine sonsuz,

Bazen bir arkadaş, bir dost, bir sırdaş gibi baba

Bazen birinin babası kadar o kişiye baba…

Çünkü kalbim öğrendi;

Sevgi bir!

*

Sevginin, aşkın doğup ortaya çıkabildiği yer sadece bir yürek çünkü.

Sayısız spermin, yumurtaya yolculuğu gibi

Onca olay, içgüdü, his, bilgi, yargı vs yerine

Bir kalpte doğmuşsa eğer

Biz “ona sevgi başka, buna başka”

“Öyle sevgi başka böyle sevgi başka”

“Onun sevgisi başka bunun sevgisi başka”

Diye isimler koysak dahi

Doğduğu, doğup ortaya çıkabildiği tek yer bir yürek.

Var kalabildiği tek yer de yine bir yürek.

Zamanı kısıtlı değil mi?

Yavru kuşları o kader günü gelince hayatta kalmaya devam edebilmek için yapmak zorunda kaldıkları o sıçrayış gibi

Çok geçmeden uçup konması gereken yer?

Bir diğer kalp değil mi?

Karşılık bulup yaşayabilsin böylece.

Çünkü çok mucizevi, çok mükemmel.

Doğa böylesine izin vermiş.

Vermiş ama işte böyle çok hassas kılmış aşkı.

Bu yolculukta

2’sinde de 20’sinde de aynı…

2-3 Yaş /8

Standart

Eve geldim.

Hemen Turquinho karşıladı.

Çünkü bahçe kapısını ilk duyan hep o olur.

Sarıldık öpüştük vs.

Aynı saniyede içimde deli gibi dışarı çıkmak isteyen çok hızlı bir öksürük hissettim.

Ne yapacağımı düşünmeye fırsatım bile olmadı.

Kafamı hızla yana çevirebildim sadece

Öksürdüm.

Oğluş bir durdu, bana bakıyor

“Baba iyi misin?”

Bunu duyunca ben de durdum.

Kafamın içinde zaman durdu.

*

Bu söz, sanki kulaklarımın içinden girip değişik bir yere gitti.

Farklı bir yere!

Ve bu yüzden hiç tadmadığım bir his yaşattı bana.

Hayatıma giren onca güzel insan oldu.

Güzel arkadaşlarım, ömürlük dostlarım.

Hatta beni tanımasa dahi dolaylı yoldan desteğini veren.

Merak eden, benim için endişelenen.

Maddi manevi her şekilde yardım eden, yardım etmek isten insanlar.

Onlar sordu böyle.

Sağ olsunlar.

Böyle dostlar, yaşadığım hayatın hediyesi bana.

Mesela çok sevdiğim kuzenlerim, ailem, karım var.

İhtiyaç duysam da duymasam da

Hep varlardı, hep benle oldular.

Kaç defa üstelik…

Mutlu oldum bu insanların benim için endişenmesini, merakını, sevgisini hak etmiş olmaktan.

Onların yürekten “iyi misin?” sorularını duymaktan.

*

Ama Turquinho sorduğunda…

Onun bebeğim olması değil sadece.

Yukarıda saydığım herkes benim için endişelenip bana bir şekilde yardım edebilecek yaşta ve olgunluktalar.

Ama Turquinho

Sordu, endişelendi falan ama sadece 2 yaşında bir insan…

Ne yapabilir ki benim için?

Hastalanmaya başladığımı söylesem anlar ama

“Bu gün bana uzak dur ki sana da bulaşmasın” desem kesin anlamayacak.

Hatta uzak dursam -ve bunu sezsebunu bir oyuna çevirip inadına yakınlaşacak.

Turquinho yemek yer, koşar, bir kaç kez gittiği mekanları öğrenebilir, renkleri ve formları bilir ve çok şarkı söyler.

Bunlarla birlikte becerilerinin tümünü toplasam iki elin parmaklarını belki geçer.

Bana nasıl yardım etsin.

Nasıl gidip bana bir nane-limon yapsın.

*

İşte kapının önünde öylece kala kaldım “iyi misin baba?” diye sorunca.

İlk defa duydum bunu ondan.

İlk defa gördüm endişeli merakını.

Koluma sardı kendi küçük kollarını,

Kafasını dayayıp öptü.

Yukarı, bana baktı,

Uyur gibi koluma koydu başını.

Bir süre yüzünün dönük olduğu yöne baktı boş gözlerle.

Minik burnundan çıkan nefesi zarifçe koluma değmesi…

Hiç ama hiç bitmesin istedim.

*

İşte bu minik insanlar…

Bizim alışık olduğumuz gibi yardım edemez belki ama

Sevginin bize en büyük ilaç olduğu kalplerinde yazılı doğarlar.

Bazen yorgunlukla karıştırırım ama genelde hissederim gribin geliyor olduğunu.

İlerleyen saatlerde burnum akmaya başladı.

Fakat sonra herşey değişti;

Bir kere daha öksürmediğimi fark ettim ilk. Yattığımda gayet normaldim.

Ertesi gün burun akıntım da durdu. Geldiğini hissettiğim halsizlik ise hiç gelmedi.

Bir gün içinde hastalık başlangıcından eser kalmadı!

Farklı şekilde de açıklanabilir, biliyorum.

Ama baba yüreğim

Her defasında gelişini gayet iyi bildiğim, her defasında beni en az bir gün yataklara düşüren bu hastalık

Küçük bir yüreğin bana getirdiği mutlulukla başlamadan bitti!

İşte benim için olan buydu.